İnsanlığımı Yitirirken
Kitabın yazarı Osamu Dazai 4 kere intihara kalkışmış (hatta bunların ikisi çifte intihar) ve son denemesinde başarılı olmuş bir Japon beyefendi. Bu kitabı da intihar ettiği sene yazmış (1948) ve kurguyla karışık hayat hikayesini anlatmış.
Depresyonda olduğum bir dönem bu kitap ilgimi çekmişti ve hangi düşüncelerin yazarı defalarca kez intihara sürüklediğini merak ederek kitabı satın aldım ve aradan aylar geçtikten sonra sonunda okumayı başardım.
Kitabın ilk bölümlerini yazarla empati kurarak geçirmiş olsam da sonlarına doğru karakterin hayatının gidişatı canımı sıkmaya başladı.
Ana karakterimiz Yozo zengin ve rahat bir ailede doğmasına rağmen küçüklüğünden beri insanları anlamakta zorluk çekmekte ve içten içe onlardan korkmaktadır. "Başka bir deyişle, hala insanların neyi neden yaptığını anlamadığımı söyleyebiliriz. Korkarım ki benim mutluluk anlayışım ile diğer herkesinki birbirine tamamen zıt düşüyor. Bunun getirdiği endişe uykularımı kaçırıyor, beni acı içinde kıvrandırıyor, aklımı kaçıracak gibi oluyorum. Ben mutlu muyum? Daha küçücük bir çocukken bile herkes bana ne kadar şanslı olduğumu söyleyip duruyordu ama ben kendimi cehennemin ortasında gibi hissediyordum. Bana şanslı olduğumu söyleyen herkes, benden kıyas kabul etmez derecede daha mutluymuş gibi görünüyordu."
Yozo hayatındaki tüm insanlara karşı bu endişeleri taşırken okulda ilgimi çeken bir özellik geliştiriyor. İnsanların kendisine saygı duymasından da korkuyor, bu yüzden bilerek soytarılık yapıyor, herkesin onu afacan olarak görmesini istiyor ve bunu şu satırlarla açıklıyor. "Saygı görme fikri beni fazlasıyla korkutuyordu. Benim için saygı görmek her şeyi bilen, her şeye gücü yeten birinin çıkıp ne yaptığımı anlayana, oluşturduğum illüzyonu yerle bir edene ve beni ölümden beter bir utanca mahkum edene kadar neredeyse mükemmel bir hileyle herkesi kandırmak demekti. Saygı tanımım buydu. İnsanları kandırıp saygılarını kazanmayı becerebilsem bile eninde sonunda biri gerçeği anlayacaktı ve diğerleri de çok geçmeden her şeyi öğrenecekti. Aldatıldıklarını anlayınca öfkeleri ve intikamları korkunç olacaktı! Bunu düşünmek bile yüreğimi ağzıma getiriyor."
Ortaokul için ailesi Yozo'yu bir yakınlarının yanına gönderiyor. Birgün okulda her zamanki gibi soytarılık yaparken arkadaşlarından biri numaracı olduğunu söylüyor. Rol yaptığının anlaşılacağından korkan Yozo sınıftaki bu çocukla yakın arkadaş olmaya karar veriyor ve gerçekten beraber vakit geçirmeye başlıyorlar. Çocuğun Yozo ile ilgili kadınlar peşini bırakmayacak ve ilerde çok iyi bir ressam olacaksın kehanetleri kısmen gerçekleşiyor.
Ortaokul yıllarının ardından lise için Tokyo'ya giden kahramanımızın hayatında daha sıkıntılı günler başlıyor. Yanlış bir arkadaşlık, alkol bağımlılığı, ailesinin -aslında babasının- ona sırtını dönmesi, karşısındakini memnun etmek zorunda hissettiği için girdiği yanlış ilişkiler ve son olarak uyuşturucu karakterimizin sonunu getiriyor.
Yozo kader kurbanı mı? Başına gelecekler önlenebilir miydi? Bence Yozo'nun en büyük eksiği samimi olmamasıydı, eğer gerçekten çevresine ne hissettiğini anlatsaydı ki neden anlatamadığını biliyorum, bu kolay değil ama daha fazla yardım alabilirdi. İntihara kalkışmasının ardından bile hiçbir psikolojik destek alamadı. Aslında yardıma ve şefkate çok ihtiyacı vardı. Böylece acısını dindirmek için berbat kararlar vermez, daha güzel bir hayat yaşayabilirdi. Ders çıkarmak lazım.
Değerlendirmeyi ana karakterimizin yaptığı bir toplum eleştirisiyle bitiriyorum. İnsan doğasıyla ilgili ilginç tespitler okumak isteyenlere kitabı tavsiye ederim, canınızı sıkacağını, üzüleceğinizi bilerek okuyun, bu da uyarım olsun.
Yozo'nun hayırsız arkadaşı Horiki hikayenin sonlarına yaklaşırken "Bu kadar zamparalık yaptığın yeter. Toplum daha fazlasına katlanmaz." der. Yozo'nun ona söyleyemediği ama içinden geçirdiği cevabı ilginçtir.
"Toplumdan kastı neydi acaba? Bir grup insan mı? Bu toplum denen şeyin özü tam olarak neredeydi? Bütün ömrümü toplumdan dehşet duyarak; onu güçlü, tehditkar, vahim bir şey gibi hayal ederek geçirmiştim. Fakat Horiki konuşurken bir anda farkına vardım.
Toplum derken kendini kastediyorsun, değil mi? sözü dilimin ucuna kadar geldi ama Horiki'yi kızdırmak istemediğim için ağzımı açmadım.
Toplum buna katlanamaz.
Toplum değil, katlanamayan sensin, değil mi?
Böyle yaparsan toplum seni cezalandırır.
Toplum değil, kastettiğin sensin, değil mi?
Toplum sana yüz çevirir.
Toplum değil, bana yüz çevirecek olan sensin, değil mi?
Bu görüşmeden beri yarı felsefi bir inanca sahibim: Toplum bireyin kendisinden ibaret değil de nedir?"
Yorumlar
Yorum Gönder